Gönderen Konu: Role Play Hk.  (Okunma sayısı 399 defa)

Nebula

  • High Council
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 180
Role Play Hk.
« : Mayıs 13, 2020, 09:39:11 ÖS »
Merhaba Arkadaşlar,

Role Play server'ımız için çok önemli, yönetici kadrosu tarafından da çok ilgi ve destek gören, takdir edilen bir unsurdur. Bu sebeple forumumuzda, yapmış olduğunuz Role Play örneklerini paylaşmanız için bu başlık bulunmaktadır.
Kısaca bahsetmek istersek, Role Play kişilerin kendilerini bir tiyatro oyununda oynar gibi, kendilerine özel seçtikleri karakterlere uygun olarak davranmasıdır.

Daha detaylı bilgi için aşağıdaki linki inceleyebilirsiniz ve siz de çok geç olmadan kendinize has bir tarz yaratarak Role Play dünyasına katılabilirsiniz ;)


Örnek olması ve ilham almanız için aşağıda bir de "Patterson'un Not Defteri"nden bir paylaşım yapılmıştır.


Patterson'un not defteri

Bölüm I;

Geçmiş

*Lord Blackthorn'un kalesinden yükselen, bütün şehre yayılan bağrışmalar;*

-Cantabrigian öldü! O öldü! Lordumuz, Cantabrigian British!
-Onu öldürdüler!
-Nasıl olur?
*uğultu*
*çığlıklar*

-Lord Blackthorn'un kalesinde çok sayıda iblis belirmiş ve halka sesleniş için toplanan kalabalığı katletmektedir-

Britanya’da Kaos ve Düzenin barış içinde olduğu sıradan günlerden biridir, mezarlıktaki yaratıklarla çarpışmak için kılıçlarını kınına koyan çetin savaşçılar, nerdeyse her yerde bulunan at gübrelerinin saldığı pis koku, altın keselerinin şıkırtısı, tüccarlar, büyücüler. Günün tek özelliği Blackthorn'un kalesinde yapılacak olan halka sesleniştir. Cantabrigian 'nam-ı diğer Lord British' ve Lord Blackthorn bir araya gelip konuşma yapacaktır. Köprünün üstündeki geçitte sırasıyla Lord Blackthorn'un soytarısı, Lord Blackthorn, Lord British ve Lord British'in soytarısı bulunmaktadır. Konuşma aşağıdaki kalabalığa doğru yapılıyordur, ta ki dinleyicilerden birisi çantasından çıkardığı büyülü parşömenden sözler okumaya başlayana kadar. İki eliyle tuttuğu parşömeni hızlı bir şekilde okudu, bir anda Lord British alevler içinde kaldı ve yanan vücudu bir süre sonra yere düştü. Herkes şaşkındı, Lord Blackthorn koruyucu büyüleri sayesinde ateş duvarından etkilenmemişti ancak Cantabrigian.. bir yerde hata yapmış olmalıydı. Konuşmaya çıkmadan önce büyülere karşı hiç önlem almamıştı ve sonucunda hasta ruhlu bir büyücünün zulmüne maruz kalmıştı. Kalede o kadar tehlikeli rüzgarlar esiyordu ki... Lord British nasıl bu kadar kolay bir şekilde ölebilirdi? İnsanlar neredeyse aklını kaçıracaktı. Kalenin girişindeki çelik kepenkler aşağı doğru indi, çıkış kapandı. Lord Blackthorn suikastçiyi öldürmesi için 4 tane iblis yarattı ve kalabalığın içine saldı. O andan itibaren ortalık kan gölüne dönmüştü.

Patterson 'nam-ı diğer Heisenberg' bunları yaşlı, ıslak, ağlamaklı gözleriyle izliyordu daha küçüktü, köprünün hemen girişinde duruyordu, içeri girmemişti. Konuşmayı dinleyenlerin arasında babası da vardı. Mükemmel bir işçilik harikası olan endamlı kalenin etrafında uçuşan iblisler, yandıkları için kale avlusundan kendini denize atan insanlar. Öylesine etkilenmişti ki.. ve korkmuştu. Bir yandan babasının ölümü, bir yandan da küçüklüğünde dinlediği hikayeler.. Avatar, Lord British, Gardiyan.. O hikayeler arasındaki en görkemli kahramanı ölmüştü.

O günden itibaren Kaos ve Düzenin arasındaki barış bozulmuştu, Britanya artık tek bir kişinin kontrolündeydi. Blackthorn. Lord Blackthorn adeta gözünü hırs bürümüş bir yaratığa dönüşmüştü. Kontrol, güç! Hepsi onun elindeydi, daha ne olabilirdi?



-

Bölüm II;

Hayta

Britanya'nın başıboş geçirdiği uzun yıllardan sonra Patterson sözü geçer yaşa gelmişti, yine de fazla tecrübeli ve olgun sayılmazdı. Bir şeyler yapıyordu. İyi şeyler olmasa da geçimini sağladığı ve toplumda yer etmesini sağlayan uğraşları vardı. Dönemin en popüler uğraşlarından olan simyagerliği meslek edinmişti. Büyücülük, iksirler, malzemeler çoğu şey ondan sorulurdu. Kimsenin bilmediği karanlık bir tarafı hırsızlıktı. Kim bütün geçimini iksirleri ve büyü malzemelerini satarak geçirebilirdi? O kadar ustalaşmıştı ki şehir muhafızlarından ve kraliyete ait bölgelerden bile yakalanmadan değerli eşyalar çalabiliyordu. Ancak içini kemiren bir his vardı.. Her gece tulumunda yatarken kafasını kurcalayan hisler.. Babası öldüğünden beri hayatı boşlamış, çabalamayı bırakmıştı. Yaptıklarından hangisi kayda değerdi ki? Artık önemli bir birey olmanın vakti gelmişti, aynı babası gibi soyunun namını yükseltecek işlere atılmalıydı. Meyhane köşelerinde ve büyücü dükkanlarında çürüyecek çok insan vardı, Heisenberg onlardan biri değildi.
« Son Düzenleme: Mayıs 14, 2020, 12:46:35 ÖÖ Gönderen: Czarny »