Gönderen Konu: Altın Sarısı Şehir Magincia Büyük Taverna  (Okunma sayısı 452 defa)

Nebula

  • High Council
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 180
Altın Sarısı Şehir Magincia Büyük Taverna
« : Mayıs 13, 2020, 03:16:04 ÖS »
Magincia "Altın Sarısı Şehir"

Buccaneer's Den ve Moonglow arasında bulunan Magincia, uzun süren savaşlar sonrası ayakta kalmayı başaran değerli şehirlerden biriydi.  Sosoria üzerinde en değerli madenlere sahip olan Magincia, zengin aileleri ve eski köklü tüccarları barındırırdı. Ancak bir gün hiç beklenmedik karanlık bir gecede çok büyük bir felaket olmuştu. Yaratıklar bu değerli “Altın renkli” şehire baskın düzenlemiş ve büyük bir savaş ortaya çıkmıştı.



Büyük savaş sonrası yaratıklar tarafından talan edilen Magincia, ana karadan koparak ada şekline bürünmüş ve hiçbir bağlantısı ya da geçiti kalmamıştı. Uzun süre boyunca gemi ile ulaşımı sağlanıyordu ve yavaş yavaş yerliler yaralarını sarıyordu…



Babam Dieter Britain’de dedem Luka’dan ona geçen mesleği yani balıkçılığı ve kaptanlığı devam ettiriyordu. Magincia daki bu büyük savaş sonrası Magincia halkı çok zor durumdaydı ve Britain, Moonglow ve Trinsic’den gemiler ile yerel halka yardım taşınmaktaydı.



Annem Audrey ise eski Magincia yerlisi, tüccar ve değerli maden satıcısı olan Viatri’nin kızıydı. Büyük savaş sonrası zor zamanlarında babam Dieter kaptanlık yaparak Magincia’ya yardım malzemesi taşımaktaydı.



Babam annemi ilk kez bu yardım taşıma sürecinde tanımıştı. İlk konuşmalarını dün gibi hatırlıyor ve ne zaman biraz alkol alsa evde bu konuşmaları adeta bir tiyatro sahnesi gibi tekrar canlandırıp anlatıyordu.

Magincia düzelmeye başladıktan sonra annem ile babam artık birbirlerine yavaştan açılmış ve görüşmeye başlamışlardı ve normalde annemin kendinden fakir biriyle evlenmesini kabul etmeyecek olan dedem Viatri bu zor zamanlarda yanında olduğu için babam Dieter ile evlenmesini kabul etmişti. Ve kısa bir süre içinde evlenip Magincia’ya yerleşmişlerdi.  Babam Magincia Limanında gemi sahibi olmuştu ve balık tüccarlığı yapıyordu. Annem ise dedem Viatri den kalan değerli taş ve maden satışını yapıyordu. Ancak annem o işi yapmak istemiyordu babasından kaldığı için bu işi devam ettiriyordu. Evde yemek yapmayı çok seviyordu.



Hep ona ait olan güzel yemekler yapıp satabileceği bir yer açmayı istemişti. Küçüklüğümden beri annem ile bütün boş zamanlarımızda yemekler yapıyorduk. Ben Restaurant sahibi oluyordum annem ise şef olup bana yemeklerini beğendirmeye çalışıyordu.



Bu güzel günler karanlık bir gece sonrası tekrar gelmemek üzere kaybolmuştu.

Magincia şehrini katiller basmıştı.
 
Gece geldikleri için herkes uyuyordu ve çoğu evi,iş yerini yağmalayıp kadınları alıkoyuyorlardı. Gece karanlığında katillerin ayak ve silah seslerini duyabiliyordunuz.

*Kılıç seslerinin arasından*

Katil
- Siz zenginlerin bu hayatta bizden fazla zevk almanız artık kanıma dokunuyor! Bütün altınlarınız ve güzel yaşantınız bizim olucak!

Magincia Yerlisi
- Lütfen canımı almayın ! Size yalvarıyorum. Bütün mal varlığım sizin olsun. Yeterki benim ve ailemin canını bağışlayın…
Bağırış çağırış sonrası son bir kılıç darbesi sesi duyuluyordu birden heryer sessizleşiyordu..



Kılıç kalkan ve ayak sesleri evimize yaklaşıyordu.

Ve babam Dieter...

Babam Dieter annem ile bizi korumak için katillere karşı gelmiş ve kanının son damlasına kadar savaşarak bizi korumaya çalışırken adice arkasından bıçaklanarak öldürülmüştü. Annem Audrey ise babamın yere düştüğünü gördüğü anda babama doğru koştu ve şövalyenin önüne geçti. Bana doğru dönerek hızlıca ve bağırarak şunları söyledi:

-Seni sevdiğimizi sakın unutma ve arkana bakmadan kaç!

O kadar korkmuştum ki elim ayağım tutmuyor ve titriyordu. İçimden yapamam diyordum annemi, babamı burada bırakıp gidemem diyordum. Ancak annem son bir kez daha bana dönüp:

- Victoria! Sana söylüyorum. Kendini topla ve koş!

Diye bağırdı.

Ve annemin son sözleri bunlar olmuştu. Evden olabildiğince hızlı şekilde karanlığın içinde koşarak ormanlık alana doğru kaçtım ve gün ağırana kadar saklanmıştım. Gün doğumuna yakın yelken sesleri çoğalmıştı. Gece balıkçılığa çıkanlar şehirdeki kargaşayı görüp Lord British’e durumdan bahsetmişti. Lord British 20 ye yakın gemi ve yüzlerce şövalye ile Magincia’ya gelmiş ve bütün katilleri bu masum ve güzel şehirden temizlemişlerdi. Herkesin severek gezdiği o altın sarısı evler ve yerler artık masumların kanları ve bölge bölge meşale yanıklarıyla kaplıydı.



O günden sonra hep içimde bir acıyla yaşadım. Uzun bir süre şehirlerdeki katilleri tek tek not edip onları yavaş yavaş ailemin intikamını alarak öldürdüm. Bir süre sonra şehirde artık bana Lady Victoria diyorlardı. Ancak bu ben değildim. Ben katil avcısı değildim ve böyle de yaşamamalıydım. Bir süre bu şekilde devam ettikten sonra babamın mesleği olan balıkçılık ve tüccarlığı annemin yapmak istediği aşçılık ile birleştirip geçimimi sağlamaya çalışmaya başlamıştım. Annem ile hep o hayalini kurduğumuz Restaurant’ı açmak için kendime söz vermiş ve bunun için gereken herşeyi yapmayı kabul etmiştim.

İlk zamanlar Magincia’daki o kötü günden sonra Moonglow’a geçmiş ve babam Dieter’dan kalan gemi ile Moonglow limanında ilk Gemi Restaurantımı açmıştım. Gelirim çok iyi değildi ancak babamın gemisinde annemin hayalini kurduğu bir şeyi yapmak beni mutlu ediyordu.



Zamanla menümü geliştirip annemin bana bıraktığı yemek kitabındaki eşsiz tarifler ile yemek yapmaya başlamıştım. Yemek çeşitleri gün geçtikçe artıyor ve yemekler günden güne daha fazla kişiye ulaşıyordu.

Bir gün güzel bir haber almıştım. Moonglow Limanında güverteyi temizlerken. Magincia’dan bir habercinin gemi ile geldiğini gördüm. Gemi yanaştıktan sonra haberci bana doğru yürüyüp:

Haberci
- Victoria siz misiniz ? Size Magincia Valisinden bir mesaj var!  Dedi.

Başımla onaylayarak

- Evet benim.
Dedim.

Haberci parşomen parçasını bana uzattı ve şehire doğru ilerledi. Parşomen parçasının mühürünü yavaşça açtıktan  sonra okuduklarıma inanamamıştım.

Ailemin, dedem Viatri’nin bütün mal varlığı benim olduğu yazıyordu. Ve bu mal varlığın içerisinde Magincia’nın en büyük binası da dahildi. Gözlerim kocaman olmuş nefesim kesilmişti. Birden gözlerim hem mutluluktan hem de bana annemi ve babamı hatırlattığı için dolmuştu. Ağlıyordum ancak içim biraz buruk birazda umutluydum… Kendime gelmem çok sürmemişti. Kendime geldikten sonra..

Gemimi düzenleyip Magincia’ya yolculuk için hazırlanmıştım.

O büyük görkemli bina benimdi…

Ve artık Ailemin yaşadığı bu güzel şehirin en büyük binası Sosoria’nin en güzel Restaurantı olucaktı…